Turgay Demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turgay Demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2013 Perşembe

12 Senelik Milli Mücadele(!)

Günün yoğun temposu içerisinde biraz kafamı dağıtmak için denk geldiğim şu yazıyı okuyunca, özet olarak yazmak istedim, çok bilinen "kendi ülkesi dışında bir şey yapamayan 12 Dev(!) Adam(!) mücadelesini...

2001 - Avrupa 2.liği (kendi evimizde)
2002 - Dünya 9.luğu
2003 - Avrupa 12.liği
2004 Olimpiyat Oyunları'na katılamadık
2005 - Avrupa 9.luğu
2006 - Dünya 6.lığı
2007 - Avrupa 11.liği
2008 Olimpiyat Oyunları'na katılamadık
2009 - Avrupa 8.liği
2010 - Dünya 2.liği (kendi evimizde)
2011 - Avrupa 11.liği
2012 Olimpiyat Oyunları'na katılamadık

Bu süreçte basketbol ülkesi olarak bilinen başlıca ülkelerin başarıları;

- İspanya; 3 şampiyonluk, 4 final, 2 yarı final, 3 çeyrek final
- Litvanya; 1 şampiyonluk, 4 yarı final, 4 çeyrek final
- Sırbistan; 2 şampiyonluk, 1 final, 1 yarı final, 2 çeyrek final
- Yunanistan; 1 şampiyonluk, 1 final, 2 yarı final, 4 çeyrek final

Yayıncı kuruluşa, federasyona bakarsanız, Avrupa'nın en kaliteli ligiyiz, mücadelenin en yukarlarda yer aldığı bir kaç ligden biriyiz...Ama konu ulusal basketbola geldiğinde, tüm uluslararası basketbol otoritelerinin kabul ettiği, "kendi ülkesi dışında bir şey yapamayan" bir takımımız var...Ve bu konudaki istikrara(!) rağmen, koltuğundan ayrılmayan Turgay Demirel, ve son döneme damgasını vuran Bogdan Tanjevic...

2013 Avrupa Şampiyonası, dün rezalet bir performansımızla başladı, 20 dakika boyunca Finlandiya gibi bir takıma karşı sadece 4 isabetli saha içi atışı bulabildik...Belki çok farklı bir kimliğe bürünüp podyuma çıkarız bu turnuvada, veya büyük olasılıkla hep yaptığımız gibi hüsranla döneriz yurdumuza...Balık baştan kokar, milli takım bogdan kokuyor...Bu kadar net bir durum varken, Türkiye Basketbol Federasyonu, Turgayın Basketbol Federasyonuna dönüşmüşken, Spor Bakanı, Olimpiyat Oyunları'nın alınamamasını kolayca Gezi Direniş'ine bağlayabilirken, elbette bir şeylerin değişseceğini umut etmek safça olacaktır, ama Martin Luther King'in de dediği gibi, "Dünyada yapılmış olan herşey umutla yapılmıştır"...


Erinç Atilla

P.S. Bu satırları yazmam için ilham vermiş olan, ve oldukça geniş çağlı bir analiz kaleme almış "hidayetin yetmeyen iki sayisi" na teşekkürler...Açılış paragrafında paylaştığım linke tıklamak suretiyle yazdığını mutlaka okuyun derim...

18 Eylül 2012 Salı

TBF Seçim Günü

Ve bir süredir ana akım medyada cesaretle bu seçimi yazan bir kaç kişinin yakından takip ettiği gün geldi çattı. Ankara Rixos Otel'de yapılacak Genel Kurul ile Türkiye Basketbol Federasyonu yeni başkanına kavuşacak, eğer Turgay Demirel bir defa daha seçilmezse.

Süreci hızlıca gözden geçirelim, Turgay Demirel, Federasyon başkanlığı koltuğuna "bu kadar uzun süre bu görevde kalınmaz" diyerek eleştirdiği Osman Solakoğlu'nu devirerek 1992'de oturdu ve şimdi tekrar seçilmesi durumunda rahmetli Osman Solakoğlu'nun görev süresini geçecek. Kendisinin başkanlığı döneminde Türk Basketbolu ne kadar ilerledi bilinmez (sadece kendi evimizde podyuma çıkabilen bir Milli Takımımız var) fakat kendisinin federasyon yönergelerinde yaptığı değişiklikler ve uygulamalar unutulamaz. Olimpiyat Oyunları bittikten sonra 3 ay içersinde yapılması gereken seçimlerin, Londra dönüşü acele bir şekilde bugün yapılıyor olması da atlanmaması gereken bir detay. 18 Eylül Seçim sürecinde Turgay Demirel'e karşı olarak ilk önce kendisi ile beraber uzun süreler görev almış Doğan Hakyemez çıktı. Bir kesim Doğan Hakyemez'i kurtarıcı olarak gördü ve "ben denize düşmüşsem yılana sarılmaktan çekinmem" diyerek Doğan Hakyemez'in başkanlığı için özellikle sosyal ağlarda ciddi pozitif mesajlar yayınlanmaya başlandı. Bu konu ile ilgili düşüncelerimi daha önce yazmıştım. Fakat, Doğan Hakyemez evraklarını Federasyon'a olaylı bir şekilde teslim ettikten sonra adaylıktan çekildiğini açıkladı. Kendisi kurtarıcı olarak görenleri de yolda bırakmış oldu. İlk yazımı yazdığımda netleşmemiş olan Ali Doğan'ın adaylığı ise, Galatasaray Medikal Park (İlkan Karaman olayının da etkisi olduğunu düşünüyorum ama tüm delegelerinin Ali Doğan'a oy vereceğini de sanmam Lise etkisi sebebi ile), Beşiktaş, Fenerbahçe Ülker ve Anadolu Efes gibi bütçeleri ile ligin ağır topları olan takımların desteği ile resmileşti. Bugün oy vermeye gidecek 177 delege (ki klubümüzün 3 oy hakkı var, ve başkan adaylığı için gereken imza toplama sürecinde her adaya bir imza vererek tarafsız kalmışlardı) Ali Doğan veya Turgay Demirel arasında tercih yapacak.

Takip edebildiğim kadarıyla Turgay Demirel katıldığı programlarda, önümüzdeki 4 sene için bağımsız danışmanlık ve denetim firmalarından birinden destek aldığını (ismini açıkladığını görmedim fakat Ernst&Young diyorlar), Kadın Basketbol'un geldiği noktayı ve ülke olarak Avrupa'da çok önemli bir yere geldiğimizi (özellikle Kobe Bryant'ın açıklamasını biraz da farklı şekilde aktararak) dile getiriyor ve bir nevi biz bunları yaptık, daha da iyisini yaparız diyor. Ali Doğan ise 20 senelik bir nevi imparatorluk devresinden sonra daha şeffaf ve daha adil bir yönetim sergileyeceğine değiniyor.

Kendi düşünceme geçmeden önce klubümüzün herhangi bir adayı desteklediğini açıklamamış olması çok doğru. Zira ülkemizde egemen anlayış "taraf olmayan bertaraf olur" şeklinde olduğundan, ne Turgay Demirel'i ne de Ali Doğan'ı karşımıza almamak en doğrusu. Hele ki bugüne kadar yapılan protestolar ve verilen kavgalar sonucunda hep zararlı çıktığımızı düşününce. Kişisel görüşüm ise Turgay Demirel'in sessiz ve derinden, 20 yıllık da tecrübesini kullanarak, işin içine hatır gönül bağlantılarını sokup büyük bütçeli takımların desteğini almış Ali Doğan'a karşı başabaş noktasına gelmek. Zira Ali Doğan yıpranmamış olması sebebi ile çok cazip görülüyor. Bence Ali Doğan'ın başka da bir avantajı yok zaten, bağlantıları ve geçmişi Turgay Demirel'den çok farklı olmayan birisinin, Turgay Demirel'den çok farklı bir yönetim anlayışı sergilemesi düşük ihtimal. Fakat bu süreçle ilgili cesurca yazanlardan biri olan Bilgin Gökberk'in de yazdığı varsayımsal bir diyalog var ki, insan biraz düşününce bu seviyedeki işlerin öyle geliştiğini de kabul ediyor ister istemez...

Gönlüm her ne kadar uygulamada Turgay Demirel'den çok farklı adımlar atacağına güvenim düşük olsa da Ali Doğan'dan yana. En azından kan değişikliği Federasyon bazında bir hareketlilik getirir. Ama Turgay Demirel'in tecrübesini kullanarak seçimi kolay lokma haline getirmeyeceği de açık rakibi için. Hayırlısı...

Bilgin Gökberk'in yazdığı diyalog ile bitirelim;

-Turgay Bey.
-Buyrun efendim.
-Bogdan Tanjevic'ini de al git.
-Anlamadım efendim.
-Anladın, anladın. Bogdan'ini da al git artık.
-Bogdan zaten gitti, efendim.
-İyi iyi, hadi sende ufak ufak uza artık.
-Emredersiniz, efendim.

Erinç Atilla

P.S. Görüşüm sadece beni bağlamakta olup, ne üyesi bulunduğum Karşıyaka Spor Klubü'nü ne de Anlayamazsınız Blog'u temsil etmektedir.

6 Eylül 2012 Perşembe

Kayseri'de Kaybetmek

Çok kısa yazacağım aslında. Evet, maçlar sahada kazanılır veya kaybedilir. Bu sebeple doğaldır ki, Tanjevic'in aldığı kararlarla, oyuncularımızın performansı ile kaybettik biz bu maçı. İkinci yarının başındaki başıboş savunma anlayışımızla...Ender'in son topu kullanmasıyla...Zaten sağlık sorunları sebebi ile yolları ayırdığımız Tanjevic'in, İtalya'da 1 seneden fazla kalamamış olması da rakip İtalya olunca puzzle'ın parçaları daha bir oturuyor yerli yerine...

Fakat biz bu maçı daha ilk maçımızı oynamadan bile riske ettik...Turgay Demirel'in Federasyonu haline dönüşen TBF'nin iç saha maçlarının oynanacağı salonları açıkladığı gün...Kayseri'liler alınmasın ama, Beko Türkiye Basketbol Ligi'nde herhangi bir takımlarının olmaması balçıkla sıvanamaz bir gerçek...Evet Kadınlar Ligi'nde mücadele eden bir takımları var fakat, taraftar ilgisi olarak futbol'da dahi çok güçlü bir şehir bilinci yokken, KASKİ için olduğunu söylemek çok zor...Ne alakası mı var ?? 18'e çıkardığımız fark 3 sayıya düştüğünde, skor tabelası 72-69 gösteriyordu ve tribünler Meksika Dalgası yapıyordu, tribün kültürü bir maçta oluşmaz, bir süreçtir..."Taraftar" baskısına en çok ihtiyaç duyduğumuz maçı "seyirci" önünde oynadık !! Buna Beko Türkiye Basketbol Ligi'nde takım olmaması ve salonun çok yeni olması sebebi ile Milli Takım'ın o salonda az maç yaptığını, bu sebeple bir nevi deplasman olduğunu da ilave edersek, herhalde paragrafımın ilk cümlesi daha iyi açıklanır...Basketbol ile özdeşleşmiş taraftarın en yoğun olduğu Karşıyaka'da, Karşıyaka ARENA'da oynanmasını beklemiyordum, fakat Halkapınar'da çok daha ciddi bir taraftar baskısı kurulurdu ve Halkapınar'ın oyuncuların da daha çok maça çıktığı bir salon olduğunu düşünürsek, daha doğru bir tercih olacağı çok açıktı, ama 1 maç için bile tercih edilmedi...Dünya Şampiyonası'nda abartı hareketler sergileyen İspanyollara karşı Halkapınar tek ses Litvanya'yı desteklemişti, sanki kendi takımını destekler gibi, ve o maçı Litvanya kazandıysa, bu desteğin payı yadsınamazdı !!

Fakat 20 senedir oturduğu koltuktan güç alarak Türkiye Basketbol Federasyonu'nu, Turgay'ın Basketbol Federasyonu'na çeviren bir başkan olduğu sürece, İzmir denilince basketbol camiasının tek anımsadığı Karşıyaka iken ve daha çok yeni sen "3 Maymun" pankartı ile federasyonu protesto etmişken, Milli Takımımıza sağlayacağı tüm faydalar arka plana itilip, şehir olarak cezalandırılırsın Milli Takım maçlarını televizyondan izlemeye mahkum edilerek...Keşke cezalandırılan sadece biz olsaydık...Umarım bu mağlubiyet konuşulurken, federasyonun maçların oynanacağı salonlar konusunda aldığı bu kararlar da konuşulur ana akım medya'da...

Erinç Atilla

24 Ağustos 2012 Cuma

Turgay Demirel'e Karşı Doğan Hakyemez

20 sene önce çoğumuz henüz yeni yeni okumayı sökerken federasyon başkanlığını Osman Solakoğlu'ndan devralan Turgay Demirel, Olimpiyat Oyunları'ndan sonra ilk 3 ay içersinde yapılması zorunlu olan TBF Başkanlık seçimi için 18 Eylül'ü kararlaştırdı.

Bilen bilir, Turgay Demirel'i takdir eden birisi değilim. Hatta daha da ileri giderek TBF'nin açılımının çoktan Türkiye Basketbol Federasyonu'ndan Turgay'ın Basketbol Federasyonu'na dönüştüğünü de dile getirenlerden biriyim. Bunda kendisinin başkanlık koltuğunda daha uzun süreler oturması için yaptığı küçük(!) değişikliklerin etkisi yüksek; kendisinin üniversite mezunu olmadığı ortaya çıkınca başkanlık için gereken bu şartın değiştirilmesi, 2 dönemden daha fazla koltukta kalması için yapılan değişiklikler mesela...Bütün bunlara federasyon tarafından kendi yönetimlerimizden bağımsız olarak düzenli bir şekilde mağdur edilmemiz de eklenince (çok uzağa gitmeyin ve geçen sene deplasmanda yenildiğimiz Fenerbahçe Ülker maçının sonlarında Chatman'a yapılan faulü ve hemen akabinde rebound alan Mirsad'ın bir ayağının saha dışında olmasının aynı anda atlandığını hatırlayın, ki o faul için İbrahim Kutluay adam öldürmeye teşebbüs demişti NTVSpor'da) kendisine karşı hislerimin pozitif olduğunu söylemem çok zor. Sanırım kendisinin de bize karşı sevgisi(!) 86-87'de Atatürk'te kaybettikleri maçtan kaynaklanıyor, maç sonunda hakeme koşan oyuncuyu tanıdınız mı...

Yukarıda da dediğim gibi Eylül içersinde Federasyon seçimi olacak ve 177 delegeli genel kurul sonucunda yeni başkan seçilecek. Bu 177 delege içersinde klubümüze doğrudan 3 delege düşüyor, İzmir'den de 10 tane delege oy kullanacak. Turgay Demirel yine kendisinden beklenildiği gibi ilgili ilanı bayram tatiline denk getirmiş, bugün de adaylık ilanı için son gün. Fakat buna rağmen Doğan Hakyemez adaylığını açıkladı bir başka aday olacağı konuşukan kişi ise Ali Doğan.

Beni bir kaç gündür rahatsız eden ise Turgay Demirel'e karşı Doğan Hakyemez'i kurtarıcı olarak gören zihniyet. Açıkcası son kongre sürecimize çok benzetiyorum, bir taraftan bugüne kadar ne katkı verdiği belli olmayan belediye destekli, "sadece benimle olmaz" diyen Selçuk Yaşar'ın kaynaklarını baz alan adayımıza karşı "siz yoksanız ben varım" diyen ama ne katkı getireceği meçhul adayımız vardı 30 Mayıs akşamında, yaşı büyük Karşıyaka'lıların önemli desteği ile seçilen "ben varım" söylemine sahip başkanımızın yönetiminde özellikle futbol takımımızın durumu ortada (neyse konu dağılmasın). Evet ben de sıkıldım Turgay Demirel yönetimindeki federasyondan, ben de bu başkan'ın değişmesini savunuyorum, Türk Basketbolu'nun içine düştüğü durumdan oldukça rahatsızım (sadece kendi evimizde kürsüye çıkabiliyoruz Milli Takım olarak, klüp takımları Avrupa'nın en ciddi bütçelerine sahipler ama Euroleage'de yokuz, oyunculara oldukça yüksek ücret ödeyen yeni Katar'ız, ligde yönergeler her sene değişir oldu -Türk statüsüne geçme kuralı mesela-). Fakat denize düşmüş bile olsam, yılana sarılacak değilim. Doğan Hakyemez'in federasyon başkanı olması, sadece Turgay Demirel olmasın diye içime sinecek değil. Antalya BŞB'nin ve Trabzonspor'un yaşadığı maddi sıkıntıların kaynağı acaba sadece basketbola çok yakın olmayan yöneticilerin yaptığı bilinçsiz transferler mi yoksa o yöneticileri yönlendirerek Beo Basket'ten ederlerinin üzerinde paralara alınan oyuncular mı ? İki klup finansal olarak batma noktasına gelirken direksiyonda olan birisinin TBF'nin direksiyonunda nelere yol açabileceğini düşünmek istemiyorum açıkcası.

Bir de işin Galatasaray Medikal Park boyutu var (dikkat, bu noktadan sonra komplo teorisine geçiş yapıyoruz). Beo Basket ile arası gayet iyi olan Oktay Mahmuti Galatasaray Medikal Park'tan sorunlu ayrılınca, bu menajerlik şirketi ile takımın arasında soğuk rüzgarlar esmeye başladı. Önce İlkan Karaman'ı ezeli rakiplerine kaptırdılar sonra da Milli Takım'da Göksenin ve Furkan'a takımlarında yeterli süre bulamayacakları ve takım değiştirmelerinin doğru olacağı yönünde telkinler yapıldığı ortaya çıktı (oyuncular yalanladı, Murat Özyer'in farklı yerlerde farklı açıklamaları var, net bir bilgi yok ortada). Doğan Hakyemez'in adaylığında da bu olayın etkisi olabilir, kendisinin Beo Basket ile arasının gayet iyi olduğu konuşulan gerçekler arasında. Acaba Beo Basket, Galatasaray'dan çıkma bir federasyon başkanına karşı kendi desteklediği bir kişiyi mi direksiyona geçirmek istiyor ?? Alın size komplo teorisi...

Teorileri bırakıp pratiğe baktığımızda ise Türk Basketbolu'nu ileriye götürecek hamlelerin yapılması adına ben Doğan Hakyemez'in doğru isim olduğunu düşünmüyorum. O isim Turgay Demirel de değil, fakat belirttiğim gibi denize düştüm için yılana sarılacak değilim, zira yılanla girilecek bir ilişkinin sonuçlarının hayırlı olmayacağını görebiliyorum...Yılan sokmasından öleceğime, boğulmamaya çabalamayı tercih ederim...Önerim mi ?? Keşke Aydın Örs'ü TBF Başkanı olarak görebilsek (ne gariptir ki kendisi delege listesinde dahi yok), Milli Takım'da Erman Kunter ve İbrahim Kutluay'ı da içine alacak bir yapılanma ile...

Erinç Atilla

ÜST TARAFA DÖN