18 Eylül 2012 Salı

TBF Seçim Günü

Ve bir süredir ana akım medyada cesaretle bu seçimi yazan bir kaç kişinin yakından takip ettiği gün geldi çattı. Ankara Rixos Otel'de yapılacak Genel Kurul ile Türkiye Basketbol Federasyonu yeni başkanına kavuşacak, eğer Turgay Demirel bir defa daha seçilmezse.

Süreci hızlıca gözden geçirelim, Turgay Demirel, Federasyon başkanlığı koltuğuna "bu kadar uzun süre bu görevde kalınmaz" diyerek eleştirdiği Osman Solakoğlu'nu devirerek 1992'de oturdu ve şimdi tekrar seçilmesi durumunda rahmetli Osman Solakoğlu'nun görev süresini geçecek. Kendisinin başkanlığı döneminde Türk Basketbolu ne kadar ilerledi bilinmez (sadece kendi evimizde podyuma çıkabilen bir Milli Takımımız var) fakat kendisinin federasyon yönergelerinde yaptığı değişiklikler ve uygulamalar unutulamaz. Olimpiyat Oyunları bittikten sonra 3 ay içersinde yapılması gereken seçimlerin, Londra dönüşü acele bir şekilde bugün yapılıyor olması da atlanmaması gereken bir detay. 18 Eylül Seçim sürecinde Turgay Demirel'e karşı olarak ilk önce kendisi ile beraber uzun süreler görev almış Doğan Hakyemez çıktı. Bir kesim Doğan Hakyemez'i kurtarıcı olarak gördü ve "ben denize düşmüşsem yılana sarılmaktan çekinmem" diyerek Doğan Hakyemez'in başkanlığı için özellikle sosyal ağlarda ciddi pozitif mesajlar yayınlanmaya başlandı. Bu konu ile ilgili düşüncelerimi daha önce yazmıştım. Fakat, Doğan Hakyemez evraklarını Federasyon'a olaylı bir şekilde teslim ettikten sonra adaylıktan çekildiğini açıkladı. Kendisi kurtarıcı olarak görenleri de yolda bırakmış oldu. İlk yazımı yazdığımda netleşmemiş olan Ali Doğan'ın adaylığı ise, Galatasaray Medikal Park (İlkan Karaman olayının da etkisi olduğunu düşünüyorum ama tüm delegelerinin Ali Doğan'a oy vereceğini de sanmam Lise etkisi sebebi ile), Beşiktaş, Fenerbahçe Ülker ve Anadolu Efes gibi bütçeleri ile ligin ağır topları olan takımların desteği ile resmileşti. Bugün oy vermeye gidecek 177 delege (ki klubümüzün 3 oy hakkı var, ve başkan adaylığı için gereken imza toplama sürecinde her adaya bir imza vererek tarafsız kalmışlardı) Ali Doğan veya Turgay Demirel arasında tercih yapacak.

Takip edebildiğim kadarıyla Turgay Demirel katıldığı programlarda, önümüzdeki 4 sene için bağımsız danışmanlık ve denetim firmalarından birinden destek aldığını (ismini açıkladığını görmedim fakat Ernst&Young diyorlar), Kadın Basketbol'un geldiği noktayı ve ülke olarak Avrupa'da çok önemli bir yere geldiğimizi (özellikle Kobe Bryant'ın açıklamasını biraz da farklı şekilde aktararak) dile getiriyor ve bir nevi biz bunları yaptık, daha da iyisini yaparız diyor. Ali Doğan ise 20 senelik bir nevi imparatorluk devresinden sonra daha şeffaf ve daha adil bir yönetim sergileyeceğine değiniyor.

Kendi düşünceme geçmeden önce klubümüzün herhangi bir adayı desteklediğini açıklamamış olması çok doğru. Zira ülkemizde egemen anlayış "taraf olmayan bertaraf olur" şeklinde olduğundan, ne Turgay Demirel'i ne de Ali Doğan'ı karşımıza almamak en doğrusu. Hele ki bugüne kadar yapılan protestolar ve verilen kavgalar sonucunda hep zararlı çıktığımızı düşününce. Kişisel görüşüm ise Turgay Demirel'in sessiz ve derinden, 20 yıllık da tecrübesini kullanarak, işin içine hatır gönül bağlantılarını sokup büyük bütçeli takımların desteğini almış Ali Doğan'a karşı başabaş noktasına gelmek. Zira Ali Doğan yıpranmamış olması sebebi ile çok cazip görülüyor. Bence Ali Doğan'ın başka da bir avantajı yok zaten, bağlantıları ve geçmişi Turgay Demirel'den çok farklı olmayan birisinin, Turgay Demirel'den çok farklı bir yönetim anlayışı sergilemesi düşük ihtimal. Fakat bu süreçle ilgili cesurca yazanlardan biri olan Bilgin Gökberk'in de yazdığı varsayımsal bir diyalog var ki, insan biraz düşününce bu seviyedeki işlerin öyle geliştiğini de kabul ediyor ister istemez...

Gönlüm her ne kadar uygulamada Turgay Demirel'den çok farklı adımlar atacağına güvenim düşük olsa da Ali Doğan'dan yana. En azından kan değişikliği Federasyon bazında bir hareketlilik getirir. Ama Turgay Demirel'in tecrübesini kullanarak seçimi kolay lokma haline getirmeyeceği de açık rakibi için. Hayırlısı...

Bilgin Gökberk'in yazdığı diyalog ile bitirelim;

-Turgay Bey.
-Buyrun efendim.
-Bogdan Tanjevic'ini de al git.
-Anlamadım efendim.
-Anladın, anladın. Bogdan'ini da al git artık.
-Bogdan zaten gitti, efendim.
-İyi iyi, hadi sende ufak ufak uza artık.
-Emredersiniz, efendim.

Erinç Atilla

P.S. Görüşüm sadece beni bağlamakta olup, ne üyesi bulunduğum Karşıyaka Spor Klubü'nü ne de Anlayamazsınız Blog'u temsil etmektedir.

6 Eylül 2012 Perşembe

Kayseri'de Kaybetmek

Çok kısa yazacağım aslında. Evet, maçlar sahada kazanılır veya kaybedilir. Bu sebeple doğaldır ki, Tanjevic'in aldığı kararlarla, oyuncularımızın performansı ile kaybettik biz bu maçı. İkinci yarının başındaki başıboş savunma anlayışımızla...Ender'in son topu kullanmasıyla...Zaten sağlık sorunları sebebi ile yolları ayırdığımız Tanjevic'in, İtalya'da 1 seneden fazla kalamamış olması da rakip İtalya olunca puzzle'ın parçaları daha bir oturuyor yerli yerine...

Fakat biz bu maçı daha ilk maçımızı oynamadan bile riske ettik...Turgay Demirel'in Federasyonu haline dönüşen TBF'nin iç saha maçlarının oynanacağı salonları açıkladığı gün...Kayseri'liler alınmasın ama, Beko Türkiye Basketbol Ligi'nde herhangi bir takımlarının olmaması balçıkla sıvanamaz bir gerçek...Evet Kadınlar Ligi'nde mücadele eden bir takımları var fakat, taraftar ilgisi olarak futbol'da dahi çok güçlü bir şehir bilinci yokken, KASKİ için olduğunu söylemek çok zor...Ne alakası mı var ?? 18'e çıkardığımız fark 3 sayıya düştüğünde, skor tabelası 72-69 gösteriyordu ve tribünler Meksika Dalgası yapıyordu, tribün kültürü bir maçta oluşmaz, bir süreçtir..."Taraftar" baskısına en çok ihtiyaç duyduğumuz maçı "seyirci" önünde oynadık !! Buna Beko Türkiye Basketbol Ligi'nde takım olmaması ve salonun çok yeni olması sebebi ile Milli Takım'ın o salonda az maç yaptığını, bu sebeple bir nevi deplasman olduğunu da ilave edersek, herhalde paragrafımın ilk cümlesi daha iyi açıklanır...Basketbol ile özdeşleşmiş taraftarın en yoğun olduğu Karşıyaka'da, Karşıyaka ARENA'da oynanmasını beklemiyordum, fakat Halkapınar'da çok daha ciddi bir taraftar baskısı kurulurdu ve Halkapınar'ın oyuncuların da daha çok maça çıktığı bir salon olduğunu düşünürsek, daha doğru bir tercih olacağı çok açıktı, ama 1 maç için bile tercih edilmedi...Dünya Şampiyonası'nda abartı hareketler sergileyen İspanyollara karşı Halkapınar tek ses Litvanya'yı desteklemişti, sanki kendi takımını destekler gibi, ve o maçı Litvanya kazandıysa, bu desteğin payı yadsınamazdı !!

Fakat 20 senedir oturduğu koltuktan güç alarak Türkiye Basketbol Federasyonu'nu, Turgay'ın Basketbol Federasyonu'na çeviren bir başkan olduğu sürece, İzmir denilince basketbol camiasının tek anımsadığı Karşıyaka iken ve daha çok yeni sen "3 Maymun" pankartı ile federasyonu protesto etmişken, Milli Takımımıza sağlayacağı tüm faydalar arka plana itilip, şehir olarak cezalandırılırsın Milli Takım maçlarını televizyondan izlemeye mahkum edilerek...Keşke cezalandırılan sadece biz olsaydık...Umarım bu mağlubiyet konuşulurken, federasyonun maçların oynanacağı salonlar konusunda aldığı bu kararlar da konuşulur ana akım medya'da...

Erinç Atilla

4 Eylül 2012 Salı

Yeşil - Kırmızı'ya Saygı

2 Eylül 2012 Pazar

Şanlıurfa'dan Güzel Dönüş

Yazıma başlamadan önce kendi koşullarıyla deplasman yapan, Urfa'yı Karşıyaka'ya çeviren Çarşı'nın alt gruplarından HayalEt'e teşekkür ediyoruz. Yandaki fotoğraftanda görüldüğü gibi gidilen her mekanı yeşil kırmızıya pankartlarla boyamışlar. Çarşı grubumuzu temsilen çok güzel bir deplasman yaptılar. Tribünlerde 10'a yakın bayrağımızı, pankartımızı gördük. Tabi bu deplasmanın en güzel noktası 1-0 galibiyet ile gelen 3 puan oldu. Takım 2. haftadan kalitesini belli etmeye başladı.

Takım sezona başlamadan önce çok eleştirildi, ben dahil bu takımın kaliteli bir takım olmadığını, para sıkıntısı çektiğimizi, uzun sürelerden sonra O Gece Bu Sene parolasını kullanmadan yola çıkarak küme düşmemeye oynayacağımızı söylüyordum. Fakat geçen hafta, Manisaspor maçının ilk santrasıyla birlikte karşımda uzun süredir bu şekilde top oynamayan bir Karşıyaka gördüm. Ankara play-off'una gittikten sonra hep sinir stres ile geçen sezonların ardından bu sezonun farklı bir sezon olacağını sezdirdiler bize. Dalmat'ın muhteşem performansı, Ahmet Burak Solakel'in yeteneğini geliştirip daha da hırslanması, gelecek olan yıldız Makukula forveti, defansın sıfır hata ile maç oynaması bize umut sağladı iyice.

Bu ligin futbolu taktik futbolu değil. Basit futbol ile, güzel defans ve güzel forvet ile ligden çıkabilirsiniz. Bu sene biz de aynen bunu uyguluyoruz, çok basit bir futbola çok yetenekli bir şekilde uyum sağlıyoruz. Defans 2 maça çıktı ve 2 maçta da tek bir hatasını göremedim. En büyük dezavantajımız malesef kalede Necati'nin olması. O formayı çok giymek istediğini, o formayı terleteceğini biliyorum fakat malesef yetenek olmadan bir şey olmuyor, Necati bu kaleyi koruyacak isim değil.

Bir diğer sorun ise biraz zayıf olan orta sahamız. Dikkat ettiyseniz iki maçtır forvete giden toplar orta sahadan değil de, defanstan direk çıkıyor. Böyle olunca da forvet hattına kaliteli toplar gitmiyor, fakat buna rağmen forvette Dalmat ve Banahene muhteşem işler çıkarıyor. Dalmat bu ligin en teknik transferi. Eğer Makukula düşündüğümüz gibi çıkarsa bu ikili yanyana, arkasında sıfır hata yapan ligin en kaliteli defansıyla süper lig'e direk geçiş yaparız.

Çok yazı yazmak istiyorum fakat heyecanımdan yazacağım şeyleri de unuttum. Uzun süre sonra bize bunları yaşatan Karşıyaka'ya, tüm topçularıma tek tek teşekkür ediyorum. Bu teşekkür gelen puanlardan ziyade, oynadıkları top için. Savaştılar, koştular ve layık oldukları golü buldular. Her zaman arkanızda olmayı istiyoruz, bu sene bu takımı süper lige çıkarın ve hepiniz bu semtin unutulmaz çocukları olun, sizi bu konumda görmeyi çok istiyoruz.

İzmir Süper Ligde

Ve sonunda oldu. Yıllar sonra İzmir şehrinin süper ligde takımı olmuştu. İzmir'in köklü , güzide kulüplerinden biri olan Elazığspor 1.ligden Süper lige yükselme başarısı göstererek İzmir'in hasretine son verdi.

Allahım sana şükürler olsun ki bize bu günleri de gösterdin. İzmir'in neden takımı yok diye her yerde bizlere, Altaylılara , Göztepelisine sorulan sorulara bir son verdirttin.

Elazığsporumuz önce ligin ilk haftasında emektar İzmir Atatürk Stadında Fenerbahçe'yi ağırladı. 3. hafta ise İzmir temsilcisinin rakibi yine başka bir İstanbul takımı Kasımpaşa idi.

Şimdi gelelim fasulyenin nimetlerine. Hadi ilk hafta sahalarının bakımda olduğu ve Fenerbahçe maçından iyi bir hasılat elde etmek isteyen Elazığ yönetiminin düşüncesini anlamadık. Nedense Erzurum veya çevre illerin statları yerine İzmir tercih edilmesini anlayamadık diyelim. Eee peki birader 3.hafta ne alaka ? Bomboş tribünler önünde oynanan Kasımpaşa maçı. İzmir'de statların durumu ve zeminler için kulüpler neredeyse birbirini boğazlayacakken Elazığspor'un hala burada işi  ne ?

İzmir'den bir takım yok diyen Süper lig ve futbol düşkünlerine muhteşem bir fırsattı. Sağolsun Elazığspor böyle bir imkan sunmuştu. Nerdeydiniz İzmir'in bir takımı yok diye kafamızı ütüleyen binlerce otorite. Alın size takım. Alın size maç. Doyasıya süper lig maçı izleyin.

Ama sizin derdiniz 3 tane İstanbul takımını İzmir'de izleyememek olduğu için sürekli şehrinin takımını tutan sevdalılara masal anlatıp durursunuz.

Biliniz ki ne Karşıyaka'sı ne Göztepe'si ne Altay'ı ne de Buca'sı sizin İstanbul özleminizi dindirmek için Süper Lige çıktılar ve çıkmak için uğraşıyorlar.

Sadece biraz dürüst olun ve İzmir'in de takımı yok diye kafamızı şişirmeyin.

Gevreğe gevrek denir. Simit yüzme bilmeyenler içindir. Ovvv kumru da bir kuş değilmiş. Şehrinizle ne güzel de övünüyorsunuz. Sahip çıkıyorsunuz ama en azından İstanbul takımlarına değil de şehrinin takımına sahip çıkanlara saygınız olsun ve dürüst olun. Tüh bu sene Karşıyaka çıkamadı. Göztepe şöyle , Altay , Buca böyle. Bizlere karşı bu söylemler çok anlamsız geliyor.

ÜST TARAFA DÖN