31 Temmuz 2012 Salı

Transfer Süreci Hakkında

Bir kaç gündür ailevi problemlerle uğraşmanın sonucunda takip edememiştim gündemi. Bu süreç sonunda dün biraz da kafamı dağıtmak adına haberlere bakarken Jarvis Varnado transferinin bittiği algısına kapılmama sebep olan haberlerle karşılaştım ve artık isterseniz basiret bağlanması deyin, isterseniz hata, birinci ağız olan Mutlu Altuğ'un şahsi twitter hesabını kontrol etmeden, transfer bitmiş gibi dün yayınladığım yazıyı yazdım.

Bugün farklı kaynaklardan öğreniyorum ki transfer şu an için askıya alınmış durumda. Umarım kimseyi zorda bırakmamışmdır. Ve umarım takımımız için hayırlısı olur...

Erinç Atilla

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Jarvis Varnado Kimdir ??

Cuma günü görev dağılımı yapan basketbol şube, haftasonunu boş geçmedi ve Virtus Roma’dan Jarvis Varnado transferi ile pota altına takviye yaptı. Peki kimdir bu futbol ülkesinden gelen yabancı, gelin ona bakalım...

1988 doğumlu oyuncu, NCAA tarihinin en çok blok yapan oyuncusu olması dışında, 2007-2008 sezonunu Shaq’e ait bir sezondaki blok rekoru olan 157 blok ile tamamadı, 2008-2009 ve 2009-2010 sezonunu 170’er blok ile tamamladı. 4 sene boyunca yaptığı blok sayısı, iyi şutörlerin bulduğu üçlük sayısından daha fazla; 564. NCAA tarihinde 1000 sayı, 1000 rebound ve 500 blok rakamlarına ulaşabilmiş sadece bir oyuncu vardı, David Robinson. Jarvis Varnado ikinci oyuncu oldu kolej kariyeri sonunda.  3 defa da zorlu bir konferans olan SEC'de yılın en iyi defansif oyuncu beş'ine seçildiğini de ekleyelim.

2010 Draft’inde Miami Heat tarafından seçilmiş olsa da, kendisi İtalya ikinci liginden Pistoria takımı ile sözleşme yaptı ve bir sezonluk da olsa, Gregor Fucka ile takım arkadaşı oldu. Sene sonunda ligi sekizinci sırada tamamlayan Pistoria (geçtiğimiz sezon Tuscany PT ismi ile yarışıyordu) takımında Jarvis, 15,4 sayı, 8,9 rebound ve 3,1 blok ortalaması ile oynadı.  

2011-2012 sezonuna İsrail’de Hapoel Jerusalem takımı ile başlayan Jarvis, 12 maça çıktıktan sonra 24 Ocak’ta tekrar profesyonel olduğu topraklara, İtalya’ya döndü ve Virtus Roma takımıyla sezonu tamamladı. Hapoel Jerusalem ile Eurocup’ta da forma giyen Jarvis, oynadığı 6 maçta 18,7 dakika sahada kalırken, 8,3 sayı, 5 rebound ve 2,2 blok ortalaması tutturdu. İsrail Ligi rakamları da benzer; 20,6 dakika, 9,3 sayı, 4,9 rebound ve 2 blok. İtalya’da ise istatistikleri maç başına 23,6 dakika, 10,4 sayı, 6,5 rebound ve 2,1 blok şeklinde oldu. İtalya’daki istatistiklerini TBL için uyarlarsak, bir süperstar istatistiği çıkmıyor fakat takımın savunma direncini yükseltmek ve pota altını sağlam tutmak adına oldukça önemli bir transfer olduğunu net. Savunma özellikleri güçlü Will Thomas ile beraber pota altını rakiplerin korkulu rüyası yapacak bir oyuncu Jarvis Varnado.

Savunmada oluşturduğu tehdit belli, tekrarlamaya gerek yok. Hücum olarak boyalı alanda verimli oynayan, savunmadaki sertlğini hücumda da gösteren ve rakiple mücadeleden kaçmadan boyalı alanda sayı üreten bir oyuncu. Thomas ve Ümit’in aksine orta mesafeden oyunu ve dış atış sevdası olmayan bir uzun. Mücadeleye dayalı bir oyunu olmasına karşı, çok üstün bir fiziği olmaması sıkıntı olabilecek bir konu fakat özellikle Eurochallenge’da bu konunun sıkıntı yaratacağını düşünmüyorum. Savunma yönünde özellikle Diebler’in ve nispeten Sonkol’un yumuşak oyuncular olduğunu düşünürsek, Varnado bu açığı kapatacak sertliği sergileyecektir. Hücumda da boyalı alandaki bitiriciliğini verimli bir şekilde kullanabilirsek, tek yönlü bir hücum oyuncusu olmasına karşı takımımız için önemli bir dişli haline gelecektir.

Takımımıza hayırlı olması dileğiyle...

Erinç Atilla

ŞAM-Pİ-YON !!!

Her ne kadar ülke medyasında ve internet sitelerinde çok fazla yer bulmamış olsa da, Letonya ve Litvanya'nın ortak düzenlediği U16 Avrupa Şampiyonası ve Egemen Güven'in bu şampiyonadaki performansını elimden geldiğince takip etmeye ve blog sayesinde aktarmaya çalıştım.
Yarı Final'e kalmamız ile beraber NTVSpor'un devreye girip yayınladığı maçlar sayesinde biraz daha fazla kesime ulaşan turnuva'da geriden gelip Sırbistan'ı yenerek adımızı Final'e yazdırdık ve devamında dün akşam da finalde Fransa'yı devirip, daha önce sadece 2 defa aldığımız (1977 ve 2005 yıllarında) kupayı tekrar ülkemize getirdik. Öncelikle Milli Takımımız'a tebrikler (evet her ne kadar federasyon başkanı olarak Turgay Demirel'in de katkısı olmuş olsa, Harun Erdenay ve Barbaros Akkaş'ın ortak açıklmasındaki gibi bu başarının mimarı olduğunu düşünmüyorum Turgay Demirel'in, zira 20 senede kazanılan ilk üç derecelerini sıraladığımızda ortada ciddi bir başarısızlık tablosu var, hele hele heba edilen jenerasyonları düşündükçe).

Karşıyaka özeline geldiğimizde, Egemen Güven'in ilk iki tur performanslarını daha önce yazmıştım. Egemen Çeyrek Final maçında Almanya'ya karşı efsanevi bir performans sergiledi; 26 dakikada 19 sayı, 9 rebound ve 5 blokla maçın en etkili oyuncusu oldu diyebiliriz. Yarı Final'de takımımız Sırbistan karşısında geriden gelip maçı kazanırken, Egemen de 24 dakikada 8 sayı, 5 rebound ve 5 blok ile oynadı. Final'de ise Egemen'in rakamları 25 dakika, 12 sayı, 6 rebound oldu.

Çeyrek Final ile beraber aldığı süreleri ve takıma yaptığı katkıyı arttıran Egemen, sadece Sırbistan maçında düşük bir yüzde ile oynadı diğer maçlara kıyasla. Çeyrek Final ile başlayan 3 maçlık seriyi dikkate alırsak, Egemen'in ortalama istatistikleri 25 dakika, 13 sayı, 6,67 rebound ve 3,33 blok oluyor. Bu rakamlarla beraber Egemen'in tüm turnuva ortalaması 20,53 dakika, 11,33 sayı, 5,33 rebound ve 1,78 blok. Ham rakamlar yerine verimliliğine baktığımızda, dakika başına 0,41 puan gibi ciddi bir üretim görüyoruz. Bu verimlilik seviyesini ilerki seviyelerde de bulması durumunda çok önemli bir oyuncu olacağı sinyalini perçinlemiş oldu. Kendi yaş grubunda Avrupa Şampiyonu olan bir ekipte bu rakamlara çıkmak kolay iş değil. Birebir karşılaştırma için değil, örnek için söylüyorum, geçen sezon ligimizde bu verimlilik puanı veya daha üstünü maç başına 10 dakikadan fazla süre alarak yapabilen 9 tane oyuncu var (Shumpert, Ersan, Jelovac, Zoran Erceg, Deron Williams, Pops Mensah Bonsu, Omar Sneed, Stimac ve Chatman).

Egemen'e özel tebriklerimizi gönderirken, kendisinde başlayacak 2012/2013 sezonunda başarı dileklerimi şimdiden gönderiyorum.

Erinç Atilla

29 Temmuz 2012 Pazar

TSYD'ye Katılmıyoruz

Çocukluğumun turnuvasıdır TSYD. Göztepe , Altay , Buca artık kim denk gelirse oynardık. Maçlar Alsancak Stadında. Hem de tribünler yarı yarıya. Tabii ki en çok beklenen maç Göztepe ile olanlardı.

Turnuva zamanı genelde yazlıkta olurdum. Babam ilk yıllarda maçlara gitmeme izin vermezdi. Kavga , gürültü sonra gece gece yazlığa dönüş imkanı da olmadığı için. Ee ortaokul çocuğu olarak arabayı kaçırsak kesin yolda polise yakalanacağımızı da düşünürsek , işimiz zordu.

Yalnız ilk maç 18.00 ya da daha erken bile olabilirdi. Ağustos ayı , İzmir sıcağı. Çekilecek dert değil ama bu çocuklar durmaz. İlla maçlara gidecekler.

Gerçekten gözümde canlandı o koskoca TSYD mazisi. Önce biz gireriz.Haber gelir. Göztepeliler stada giriyor. Millet kimle oynuyorsak maçı bırakır ve turnikelerdeki Göztepelilere saldırır. Bir yandan sahadaki takıma destek. Bir yandan tribünde kendilerine ayrılan yere girmeye çalışan Göztepeliler Alsancak Stadı açık tribünü girişi ve açık tribünün arka tarafında dosthane selamlaşmalar. Yaşamayan bilemez. Hele yeni nesil Alsancak stadı yarı yarıya zamanlarını hiç bilemez.


Hem TSYD hem de lig maçlarında aşırı muziplikler olurdu. Tribüne yumurta sokmayı başaran renkdaşlarımız bunu karşı tarafa sallardı. Allahtan bunu kötü gözle karşılayamıyorum. O yıllarda tam tribünler coşarken iki tarafın bozuk para ve taş timleri her an taarruza geçebilirlerdi. Böyle bir hobileri vardı. Yumurta en azından kimseye zarar vermiyordu ve karşı tarafta üstüne gelenin daha bir sinirini bozması gibi komik bir yanı da vardı.

Açık tribün tam bir curcuna. Asıl siz bir de kapalı girişini düşünün ve köşe tarafına ulaşmaya çalışanların akıbetini. Öyle yekten gidip de gireyim delikanlılığının pek sökmediği zamanlardı. Zaten intihar etmek isteyen böyle yöntemler deniyordu.

Baktılar ki bu iş böyle olmayacak . Yarı yarıya dönemi açık tribün bir takıma , kapalı ve balkon diğerine formulüne dönüştü.

Ben yine eskiye döneyim. Yarı yarıya zamanları ve maç sonu Konak istikametinde yürüyoruz. Etrafta Göztepelilerle de karşılaştığımız da yok. Karşılaşacağımız da.Artık sıkıldık ve otobüse bindik. Cumhuriyet Meydanını geçtik ve otobüse taşlama oldu. Sağolsun uyanık arkadaşım cam kenarına geçmediğinden , atılan taş tam bizim oraya geldiğinde kıs kıs gülüyordu. Otobüs durdu ve taş atan gençler kaçıyordu. Yunuslar geldi. Gerçekten emniyetin en çalışkan birimi. Sanırım isimlerinden dolayı herkes sevviyor. Taş atan gençlerin peşine düştü ve yakaladı. Otobüs sürücüsü amcamız köpürüyordu. Taş atıp kaçan Göztepeli genç arkadaşlarımız ise " Biz yapmadık, atmadık abeeeey " diye inkar ediyorlardı. Artık yunus birimi ve Kantar polis karakolunda taş atıp kaçan gençler ve polis arasındaki münasebet ne oldu bilmiyorum. Polis zaten bizi kovmuştu. Başka bir otobüsle kutsal topraklara doğru yol almıştık.

Düşünüyorum da daha çok anı var. TSYD ile ilgili anılar bitmez. Çoğu da malesef kavga , gürültü. Göztepe'nin Dinç Bilgin'e satılması ve bir maç sonrası Yeni Asır baskını , Amigo İsmail'in mercedesi TSYD maçı sonrasında mıydı ? Yoksa ligin ilk maçlarından biri sonrası mıydı ? Hafızam beni yanıltıyor.

Bir de o baskın sonrası vapurda polisin taraftar avı vardı.

En üzücü olay ise Göztepe ile oynadığımız bir maç sırasında kendi aralarındaki husumetten dolayı yaşanan acı bir olaydı. Sokaklarda olabilecek bir olay tribünde yaşandığı için tüm ülkenin diline , iş bilmez gazetecilerin , yorumcuların ağzına sakız olmuştuk.

Kısacası benim aklıma TSYD turnuvası dendiğinde hep kavga , gürültü geliyor.

Bu sebepten dolayıdır ki katılmadığımız iyi olmuş. Biz turnuvada yokken artık kim kimle kavga eder, kaç maç ceza alırlar pek umrumda değil. Şimdi onlar düşünsün.

27 Temmuz 2012 Cuma

Efsane Başkan Cihan Büyükoral

Büyük başkan , efsane başkan , Karşıyakalı başkan aman da aman ne sözler duyduk ya da iyice küçük olduğum zaman olur olmadık adamlara tribünden bağırmışımdır. Şimdi düşünüyorum da Levent Aziz Güngil'e falan tribünden acaba sevgi gösterinde zamanında bulundum mu diye !!! Allah korusun . Düşman başına , düşman başına.

Yalnız Cihan Büyükoral benim gözümde gerçekten efsane başkan olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Kendisinin duruşunu takdir ediyorum. Hiçbir  şeyi umursamıyor. Şaka yaptım gençler size diye zula altından milyonlarca Türk Lirası çıkarırsa da şaşırmayacağım. Bir rivayete göre kulüp binasının altında petrol yatağı varmış. Petrol şirketlerinin burdan çıkartması karşılığı yüzdede anlaşamamışlar diye diğer firmalarla görüşmeler , pazarlıklar kıran kırana devam ediyormuş. Cihan Başkan da bu sebepten dolayı çok rahatmış.

Huyum kurusun endişeleniyorum. Bundandır ki herkes sabır gösterirken ben sponsorlar nerde diye soruyordum. Millet huysuzlanmaya başlayınca haa belki olur diye elden bir şey gelmiyor diye bu sefer ben sabır gösterdim. Eleştiriler dozunu arttırınca da Cihan Başkan o kadar sakindi ki " Adam garanti görmese , bu yükün altına girer miydi birader ? " söylemleri haklı olabilir geldi.


Hatırlarsınız Göztepe'nin İskender Tuğsuz'u vardı. Ben hala iddia ediyorum ki o adam Hasta Karşıyakalı. Ben Göztepe'nin başına geçsem belki onun kadar hızlı bir şekilde takımı felakete sürükleyemezdim ama o başardı. İskender Tuğsuz da alkışlarla , destekle gelmişti. Kaynağı boldu. Vaatler havada uçuşuyordu. Hükümet kanalıyla  geliyordu ve bir de belediye başkanlığına adaylık macerası da oldu ki herkes takımı uçuracağını sandı. Aslında uçurdu ama ters istikamete diyebiliriz. Etrafındaki fanatik Göztepeliler bile duruma inanamıyordu. Hükümet tarafında , vaatleri parlak , kaynağı kesin diye bakıyorduk ama aksine elinde , avucunda hiçbir şey yokmuş diye özeleştiride bulunuyorlardı ama iş işten geçmişti.

Bu süreç bana nedense benzer geliyor. Alkışlarla gelen başkan. Kongre salonu önünde , kulislerde söylenen milyon dolarlık sponsorlar , kaynaklar havada uçuşuyordu. Birçok Karşıyakalı da inanmak istiyordu.

Kongre atlatıldı. Başkana ve çevresindekilere sponsor nerede diye sorunca ; önce cuma, pazartesi açıklanıyorlarla günler geçiyordu. Ardından hiç bu konuda açıklama gelmedi. Sanırım artık soranlar seslerini duyuramıyordu. Yoksa Cihan başkan taraftara , camiaya kulaklarını tıkamazdı.

Yücel İldiz gibi kariyerli ve beklentileri karşılayacağına inandığımız bir hoca ile anlaşıldı. Birçok kişi haklı olarak "  böyle bir hoca boş yere gelmez ki " dedi ama kötümser mi dersiniz muhalefet mi dersiniz orasını size bıraktım ki benim ilk günden aklıma " Bu hoca bir ay sonra çeker gider. Beklediğim şartlar oluşmadı. " tarzında da bir açıklama yapar , örnekleri mevcut dedim . ( inanmayanlar özgen'e sorabilir ) Yuh sende amma kötü niyetlisin dendi. Ve Yücel İldiz istifa etti. Kral çıplak dedi. Cihan Büyükoral yine o en sakin , rahat haliyle hiçbir eleştiriyi umursamayan açıklamalar yaptı ve yoluna devam etti.

Fısıltı gazeteleri bu sefer ortaya birkaç futbolcu ismi attı. Transfer görüşmeleri yapılıyor diye. Bu süreç hem yücel ildiz zamanı hem de istifasından sonra gerçekleşti. Taraftar ve camia olmayan paramızla hangi futbolcuları alsak diye heyecana girdi. Kısacası artık fısıltı gazetesinden çıkan haberler asıl sorunumuz olan kaynak sorunu yerine gündemi değiştirdi. Tabii ki sadece bir süreliğine. Günü kurtardı.

Arada bir Divan Kurulu çıkış yaptı. Başkan yine meşhur sürelerinden istedi. Yine o güne kadar bekledik ve şapkadan tavşan da çıkmadı ya ama durmak yok yola devam felsefesi devam etti.

En sonunda Çarşı da kazan kaldırdı. Dediler ki biz başta süre verdik. O süreler doldu. Başkan onları da dinlemedi. Hiç duymazlıktan geldi ki burda onu suçlamıyorum. Çarşının sitesinden eleştiriler devam etti ve en sonunda dün kulübe kadar binden fazla kişi yürüdü. Siyah çelenk bırakıldı. Basın açıklamasıyla başkan istifaya davet edildi. Önceki yazılarımdan belki hatırlarsınız sponsor nerede dediğim için beni Karşıyaka düşmanlığı ile suçlayan arkadaşım vardı. İşte onu dünkü yürüyüş videolarında elinde meşaleyle görmek de yaz sıcağında çok ironik oldu. Kendisiyle bu konuları telefonda konuşuyoruz ama blogda yazmasam olmazdı. Onun deyimiyle çatlardım.

Başkan çarşının istifa yürüyüşüne karşılık bir açıklama yapmış. Asıl ben destek yürüyüşü yapmalarını beklerdim diye. İşte bu açıklamasını okuyunca dedim ki bir insan bu kadar  rahat ve sakin olabilir. Helal olsun dedim. Ne şeker ne de stresten dolayı bir hastalık görülmez. Başkan " YA HERRO YA MERRO" diyor. Benim gözümde gerçekten bir efsane başkan. İskender Tuğsuz gibi bir efsane mi olacak ? Yoksa başarılı olacak ve tam tersi bir profil mi çizecek ? İşte bunları zamanla göreceğiz ama efsane olacağı kesin.

ÜST TARAFA DÖN